Nazım Hikmet 114 Yaşında
- #NazımHikmet114Yaşında
Bundan iki sene önce Gürcistan'ın Batum şehrine tatile gitmiştim. Önceden otel rezervasyonumu yapmıştım. Ucuz bir oteldi. Her yaz yaptığım gibi konaklamayı en ucuza getirip paramı sosyal etkinliklere yatıracaktım. Yöresel yemeklerinin, güzel şaraplarının tadına bakacak bir yandan da eşsiz botanik bahçesinde turlara katılacaktım. İçkinin ve sigaranında ucuz olduğu bu ülke benim ilk yurt dışı deneyimim olacaktı. Yalnız tatile beraber gideceğim keman öğretmenimin ufak bir işi çıktığından üç gün gecikmeli gidecektik. Sonra düşündüm neden üç gün İstanbul'da vakit kaybedeyim. Uçağa atladığım gibi tatilimin ilk gününde Batum havalimanına indim. İçimde neler olacak acabalar ve heyecanla beraber otele gitmek üzere ilk gördüğüm taksiye bindim. İngilizce otelin adresini anlatmaya çalışırken adamın İngilizce bilmediğini fark ettim ve elimdeki adres kağıdını taksiciye verdim. Sokak ve cadde ismini bildiğini gösterir gibi bir hareketle sürmeye başladı. Yol boyunca otelin adını tekrarlayıp durdu. Bilmiyordu oteli ama adrese gittiğimizde oteli göreceğimizden emin olduğum için çok fazla irdelemedim. İşte burası gibisinden hareketlerle doğrulttu beni. Görünürde otel falan yoktu. İndim sağa sola sordum. Bilen gören yoktu. Bakınırken gözüme bir şey çarptı. "Döner." girdim dükkanın içine "Selamun Aleykum" "Aleykum Selam" anlattım durumumu adamlar sen al bagajını gel bir otur çay iç biz sana orayı buluruz dediler.24 Eylül 1945
En güzel deniz:
Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:Henüz büyümedi.En güzel günlerimiz:Henüz yaşamadıklarımız.Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:Henüz söylememiş olduğum sözdür...Nazım Hikmet Ran
Çok fazla uzatmanın bir anlamı yok. Rezervasyon yaptığım otelin bir ev olduğunun farkına vardık. Üç adet odasını otele sonradan çevirmişler ve ne tabela ne başka bir şey vardı. Ama en başından beri klasik mobilyaları, sadeliği ile otel beni cezbetmişti. İçeri girip köpekleriyle oynadım. Otel (?) sahibi kadınla uzun sohbetler ettik neyse ki kendimi odaya attım. Yerleştikten sonra ilk markete uğramak üzere odadan çıktım. İçki sigara fiyatlarını çok merak ediyordum. Yaklaşık kırk liraya yetmişlik iyi bir viski aldım. İki doksandan Marlboro aldım. Otelin terasına çıkıp kitabım ve cep telefonumu alıp viskimi doldurdum. Bir yandan okurken diğer yandan Fazıl Say'dan eserler dinliyordum. Oteli işleten çiftin bu sefer eşi terasa geldi. Yan masaya oturdu. Dikkatim üzerindeydi fakat o tarafa hiç bakmıyordum. Okuduğum şeyler artık sadece bir göz gezdirme şeklini alacak kadar konsantreydim adama. Sonra "Türk?" gibisinden seslendi. "Evet. Türkçe biliyor musunuz?" başını iki tarafa salladı. İngilizce bildiğini öğrendikten sonra koyu bir sohbete başladık. Hatta Batum'u nasıl buluduğumu sorduğunda "İçki ve sigara ucuz, kadınlar güzel. Daha önce cenneti hayal etmiştim. Sanırım burası." gibisinden espirilerle baya eğlenmiştik. Bir bardak viski ikram ettim. Sohbet çok iyiydi. "O zaman sen daha Ukrayna'ya gitmedin. Cennetten söz ediyorsak eğer ..." gibisinden baya katıla katıla gülerek devam ediyordu konuşmamız. Sonrasında müziği sordu bana "Fazıl Say. Türk piyanist falan gibisinden." tanıştırdım. "Çok güzel." dedi. "Fakat siz Türkler değerlerinizin kıymetini bilmiyorsunuz." diye ekledi. İkinci bardağı doldurmak üzere yeltendiğimde "İstemedi. Ben bunu içmem gel benimle dedi." İki kat aşağı indik. Her katta değeri paha biçilemez piyanolar gözümden kaçmadı. Mutfağa girdik. Dolabın kapısını açtı ve kapağında duran dört büyük şişe votkadan birinin kapağını açıp doldurdu. "Ben bunu içerim." diye ekledi. Dolabın kapağını kapattığında beynimden aşağı kaynar sular dökülmüşe döndüm. Dolabın üzerinde duran magnetlerden biri şuydu:
Fakat siz Türkler değerlerinizin kıymetini bilmiyorsunuz
Bugün Katalunya ve Yunanistan meclislerinde seçilmiş görevliler görev alıp verirken Nazım'ın yazının ilk başında paylaştığım şiirlerini okudular. Bu yalnızca son bir senede bildiğimiz popüler bir kaç haberden ibaret. Nazım kim bilir kaç kıtada kaç insanı etkilemiş bir yazar? Bugün kırktan fazla dile çevrilmiş kitaplarıyla bize dünyada kırk tane dil var mı? Sorusunu bile sordurabiliyor. Kırk tane dil sayamayız biz. Gerçekten sayamayız. Kalkışalım bir, sayamayız.
Fakat siz Türkler değerlerinizin kıymetini bilmiyorsunuz.
Defalarca beynimde gidip geldi. Böylesine ilerici bir sanatçıyı bile bir değere dönüştüremedik.
Nazım en iyisi değildi. Olmak da istemezdi.
En iyi şair daha şiirini yazmamıştı.En büyük vatansever daha derdini anlatmamıştı.O en iyisi olmak istemezdi.İstese de akıp geçen zamana yenik düşerdi.Bunu adı gibi biliyordu. Söyleyemezdi.Zamanının en iyilerinden biri olmasına rağmen,"En iyi benim." kibri ona küçük gelirdi.
Sözlerimi bugün başarılı olduğu savunulan kapitalizmin kentlerimizin içine kadar getirdiği terör olayları ve Türkiye'nin aydınlık insanlarına yapılan baskılar ışığında Nazım Hikmet'in şu mısraları ile bitiriyorum.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Cuma, Ocak 15, 2016
|
Etiketler:
Batum Gezisi,
En güzel Deniz,
Gürcistan Batum,
Kibir,
Nazım Hikmet,
Yaşamak bir ağaç gibi
|
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Blogger tarafından desteklenmektedir.
Multimedia Updates
Teşekkürler
Bizi takip edin.

0 yorum:
Yorum Gönder