Bir Gün Öleceğiz

İnsan geçmişinin güzelliklerini anımsadıkça bir başka güzelleşir. Di'li geçmiş zamanın birinci çoğul şahıs ekiyle hatırlanan anılar özellikle bir başkadır. Bir bahar meltemiyle gelen, kola çekirdek eşliğinde yapılan sohbetleri hatırlatır.(Her ne kadar kola içmesem de artık.)

Güzel masalar ve sandalyeler ile birlikte yansıyan güzel bir ışıkta değil bir sokak lambasının aydınlattığı bir kaldırımda beklediğinizden fazlası vardır. Özellikle zamanın yavaş aktığını anımsadığınız anlarda yaşadıklarınız unutulmayacaktır.

Murphy'nin o pesimist kanunları di'li geçmiş zamana gittiğinizde daha gerçekleştirilmemiş kötü olasılıklardır. Elleriniz kapkara olsa da o çekirdeği yersiniz. Soğuğun sizi hasta etme ihtimalinden hiç bahsetmezsiniz kendinize. Tamamen nelerin yaşanacağından habersiz o anın keyfini çıkarırsınız. (Ama anneniz sizi merakla evde bekler.)

İnsan hiç bir şey yapmıyorsa yeniliyor. Hiç bir şeyin sonucunun yenilgi olmasının tek sebebi zaman. Zaman ilerlemeyeni yok ediyor. Aslında hiç bir şeyin sonucunun hiç bir şey olması gerekirken hiç bir şey cezalandırılıyor.

Başarısızlık neye göre ölçülür? Kriterler nelerdir? Ya da tek soru şu ki; "Felsefe başarısız insanların sığındığı bir liman mıdır?"

Kendime sorarım hep "Bir dakika sonra ölürsem ne için üzülürüm?" diye. Sadece sevdiklerimin arkamdan üzülmesine katlanamam. Reşatefe'nin mesela annesine "Tahsin abim ne zaman gelecek?" diye sorması dünyanın varoluşundan beter bir sorudur.

Evet! Çocuklar bekler. Bizde bekliyorsak eğer hala çocuk sayılmaz mıyız? "Yenilenler çocuk gibi bekler, kazananlar bin bir sorunla boğuşur durur." diyenler çıkabilir. Saygı duyarım. Ama "Kime ve neye göre?" diye eklerim.

Dünya işi anlaşılmaz. Ama bir gün öleceksek eğer bir gün öleceğizdir.

0 yorum:

Yorum Gönder

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Multimedia Updates

Teşekkürler

Bizi takip edin.